Revanche

Yönetmen : Götz Spielmann
Avusturya, 2008

Ukraynalı bir fahişe olan Tamara, Avusturya’da çalıştığı genelevin patronunun adamlarından biri olan Alex ile gizli bir ilişki içindedir. Birbirlerini seven Tamara ve Alex, bu durumu patronlarına sezdirmeden gizli gizli buluşmaktadırlar.Patronunun Tamara’ya yaptığı sınıf atlama teklifinden sonra bu işin böyle gitmeyeceğini anlayan Alex, bir banka soygunu planlar. Çünkü iki sevgilinin bulundukları hayattan kaçabilmeleri ve hayallerini gerçekleştirebilmeleri için paraya ihtiyaçları vardır. Öte yandan polis memuru Robert ile süpermarket görevlisi Susanne’ın uyumlu evliliklerine rağmen bir türlü çocuk sahibi olamamaları evliliklerini sıkıntıya sokmaktadır. Bu iki alâkasız hayatın kesişmesi ve sonrasında yaşananlar, şehirden kırsala uzanan hata, pişmanlık, ihanet, intikam ve sırlar dizisiyle zorlu bir sınavın çözülmesi güç sorularını oluşturmaktadır.

2008 Oscar’larında En İyi Yabancı Film adaylarından biri olan Avusturya yapımı Revanche, psikolojik dramlara ilgi duyan seyirciyi avucuna almak için gerekli niteliklere sahip bir film. İlk bölümü adım adım suç janrında ilerlerken, kırılma noktasından sonra beklenmedik biçimde sakinleşen, gerilimini bireysel psikolojik açmazlara sabitleyen, naifleşen, esas gücünü de buradan alan omurgalı bir yapım. Şehrin kirlenmişliği ile köyün saflığını belirgin çizgilerle ayırması yanında, birbirinden tamamen kopuk bir devamsızlık da yaşamıyor. Bu yapısıyla karakterlerin ruh hallerinde kademeli bir gelişme / değişme sağlayabilme gücü de oldukça fazla denebilir. Şehir yaşamının aşağılamalarına, riyâkârlığına karşılık saklanmak için seçilen köy atmosferinin huzurlu olduğu kadar sıkıntılı pastoral dokusuna sağlanılan uyum, başlangıçta doğal bir uyum değil, bir mecburiyet gibi görünse de, şehirde adam dövüp silahla banka soyan Alex’in, köyde odun kesip inekleri yemlemesine dönüşen geçişindeki samimiyeti –o gizlenme mecburiyetine rağmen- sezebiliyoruz. Rutin çiftlik işlerinde çalışmanın sağladığı arınma duygusu, üç farklı vicdan muhasebesinin filme kattığı kasvetli havayı hüzünlü bir şekilde dengeliyor, hatta kimi zaman o havayı bir nebze ferahlatıyor.

Karmaşık ilişkilerden kesişmeler yaratmayı, sonra onları çıkmaz sokağa sokmayı seven anlatımıyla Götz Spielmann, sade ama mesafeli yaklaşımından, tempo ayarlayışı ve solgun görünüşünden ötürü İskandinav sinemasına yakınlık hissi uyandırıyor. Tabiî çoğu Avrupa filminde bu havayı solumak mümkündür. Fakat özellikle tempo ve solgunluk yönünden ağır, sıkıcı, seviyesiz bir yapıda olduğu düşünülmesin. Normalde bazı çağdaşları, çektikleri birtakım sahnelere saniyeler, dakikalar boyu kilitlenirken, Spielmann istese rahatlıkla saniyeler, dakikalar boyu kilitleneceği pek çok sahneyi tadında bırakıp, o minimal duyguyu sunmanın yanında filmin ritmini bozmayarak hem olay örgüsüne, hem de ilgili sahnenin iç dinamiğine ilgiyi taze tutuyor. Belki film için getirilebilecek en ilginç eleştiri, içinde insana dair türlü kötü niyetler, ihanetler, zayıflıklar bulundurmasına rağmen, bütünüyle kötü niyetli bir film olmayışı olabilir. Çünkü yapısı itibariyle Avrupa sinemasının besleyip büyüttüğü farklı gerçekçi şiddet gösterilerine son derece müsait olması, fakat bunu daha çok bağlılık ifadesi veya köreltilmesi gereken bir cinselliğe, intikam ateşini yakıp yakmama arasında sıkışıp kalmış vicdan gerekçelerine döndürmesiyle film tam anlamıyla frenlenmiş. Senaryo açısından ilgi canlı tutulsa da, filmin gidip tutunduğu dallar bu sebepten fazla sağlam görünmüyor veya fazla iyi niyet, fazla insanî didaktiklik içeriyor. Yine de bir anlamda böyle filmleri Lars von Trier’in ellerinde hayal ediyor, sonra en iyisi hayal etmemek diye de düşünebiliyorum kendi adıma.

Filmin niyeti konusunu biraz daha iğdiş etmek gerekirse, suç ve ceza konumlandırmaları ışığında seyircinin ekran karşısında dileyebilecekleri ile, kendini akıntıya bırakmışlığı arasında bulduğu çözümlere cevap veriş şekli tartışmaya açık hale getirilmiş. Evet, filmin bir sonu var. Ama son olarak gördüğümüz finallerin aslında bir başlangıç oluşlarına bakış açılarımız o kadar farklı ki, bu anlamda Revanche’ın sonu da, filmin bütünü düşünüldüğünde çetrefilli tartışmalar doğuruyor. Suç filmlerinin çoğunda esas olan şekilde suç sonucu elde edilen ganimetin Revanche’da esamesinin okunmayışı, suç sonrası süreçte filmin tamamen karakter odaklı bir sürece indirgenmesi, aslında hakiki bir yükselme. Çünkü ganimet mevzunun yanında, filmin iki kadın, iki erkek arasında dönüştürdüğü sebep-sonuç ilişkileri didaktik olmayan kurnaz hamleler barındırıyor ki, işte bu anlamda hiç de adil olmayan bir adelet sağlaması bakımından Spielmann’ın çözümleri gayet orijinal ve tatmin edici. Spielmann’ın bir gaf gibi senaryosunda o suç ganimetini unuttuğunu bile düşüneceğimiz bir noktada, aslında kendisinin esas aldığı ganimetin çok başka bir şey oluşuna uyanışımız Revanche’ı daha da anlamlı kılıyor. İşin tuhaf yanı, bu ganimetin insanın insanî yanları kadar, karanlık yönleriyle de çözümler üretebildiği gerçeğinin ele alınış biçimi olarak beliriyor.

Filmin merkezindeki Alex rolüyle Johannes Krisch, olgun ve sert olduğu kadar, o olgunluk ve sertliğin içinde barınan kırılganlığı yansıtmada çok başarılı. Pek çok erkekte görülen, kaba görüntünün gizlemeyi başardığı sevgi ve bağlılığı doğal bir kalıba dökmeyi başarıyor. Revanche için yalnız kalmanın, yalnız bırakılmanın, yalnızlığı tercih etmenin, yalnız kalmayı kabul edememenin filmlerinden biri diyebiliriz. Vicdanın ne derece güçlü, ne derece zayıf suretlerde görünebildiğinin işaret fişeğini yakan filmlerden biri de diyebiliriz. Fakat belki de en önemlisi, hayatın bize tattırdığı yenilgilere karşı sunduğu rövanş şansında bile tuzaklar bulunduğunu fark ettiğimiz filmlerden biri diyebiliriz. Yine de insan olarak işimize geldiği ölçülerde bazen o tuzaklara o kadar hazırlıklıyız ki, hayran olunacak derecede hınzır çözümlerimiz var. Etik açıdan kötü olarak nitelenen çözümlerimizle iyi niyetlerimizi gerçekleştirecek kadar hem de…

Osman Danacıoğlu
odanac@gmail.com

————————————————————————————–

Avusturyalı yönetmen Götz Spielmann’ın son filmi “Revanche” merkezine aldığı karakterlerin değişimine ve içsel dünyasına yoğunlaşarak Avrupa’nın minimalist kanadının son yıllarda sivrilen örneklerinden birini sunuyor. Başta Berlin Okulu’nda yetişen Alman yönetmenler olmak üzere, vatandaşı Ulrich Seidl’ın sinemasına da göz kırpan “Revanche” yoğunlaştığı konunun hassasiyetinin bilincine vararak araçlarını da ele aldığı konuya uygun seçiyor. Filmde neredeyse hiç müzik kullanılmamasına rağmen yönetmen taşranın sessiz ve sakin doğasıyla karakterlerinin yaşadığı gerilimi de izleyicilere yaşatmayı başarıyor. Biçemiyle karakterlerinin söylemek istediklerini açık eden yönetmen bizlere yalnızlık, öfke, nefret, intikam ve içsel hesaplaşma üzerine kurulu bir hikâye anlatıyor.

“Revanche” kelimesi aslında Türkçede de kalıplaşmış bir kelime. Özellikle spor müsabakalarıyla dilde yerleşen ve “ikinci şans” anlamında kullanılan “revanche” (rövanş) aynı zamanda Almancada “intikam” anlamında da kullanılıyor. Filmin ismi bu yüzden hem filmin finaline gönderme yapıyor hem de iki düzlemde gelişen hikâyenin taraflarının yaşadığı ikilemi tarif ediyor. Karakterlerden biri intikam alma hırsıyla doluyken diğeri de vicdan azabı çekiyor. Olay örgüsünün gelişimi karakterlerin hayatlarını değiştirirken bir yandan da aslında iki farklı uçtaki karakterin birbirine girift bir şekilde bağlanmasına da yardımcı oluyor. Nefret, öfke ve intikamla dolu bir adamla yaşadığı olay yüzünden psikolojisi bozulan, vicdan azabı çeken ve bir şekilde arınmaya ihtiyaç duyan bir adamın ortasında kalan kadın karakterin durumu da bu girift ilişkinin filmdeki görünür yüzü oluyor. Kadın birini teskin edip sakinleştirirken diğerine de hayata yeniden başlaması için bir neden veriyor.

Karakterlerinin içsel değişim süreçlerini ve huzursuzluklarını yansıtmak için çevreden izole olmuş, doğayla iç içe olan mekânları tercih eden yönetmen bu sayede anlatımında fazlalıklara yer vermeden izleyicilere de karakterlerinin yaşadığı gerginliği hissettirmeyi başarıyor. Doğal ışıktan yararlanılarak yapılan çekimlerle bütünlük sağlayan doğal sesler filmin atmosferini oluşturmada yönetmene önemli bir katkı sağlıyor. Filmin görsel ve işitsel dengesinin haricinde ışık ve gölgenin uyumu da filmin atmosferini tamamlıyor. Sinematografik olarak çok yetkin bir film olan “Revanche” esas başarısını ise hikâye ve biçimin birbirini tamamlayarak birbirine destek vermesine borçlu. Olay örgüsünün gelişimini bir polisiye hikâyeye çevirmeden, karakterlerinin değişimlerine ayna tutacak kaderci etkileşimlerle ince ince ören yönetmen bu değişimleri de kusursuz sinematografisiyle görünür kılmayı başarıyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

Advertisements
This entry was posted in Avusturya. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s