Nijat Özön

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, Türkiye’de sinemanın gelişmesinde gerek çevirileriyle gerekse de yazmış olduğu kitaplarla kendisinden sonra gelenlere önemli bir miras bırakan büyük usta Nijat Özön’ü ölümü vesilesiyle kendi sözlerinden hazırladığımız bir derlemeyle anmak istedik. Sadece çeviri ve kitap yazma anlamında değil, düşünsel anlamda da Türk sinemasına ve Türkiye’deki sinema sektörüne önemli katkıları olan Nijat Özön’ü saygıyla anıyoruz.

“Sinemayla ciddi ilgilenmeye başlayınca baktım ki Türkçe’de sinema kitabı diye pek bir şey yok. British Council’in açtığı bir sergide Roger Manvell’in Film kitabına rastladım. İncecik, fakat çok güzel hazırlanmış bir kitaptı, sonunda da gayet güzel bir bibliyografya vardı. Hah dedim işte kitap! Derken İngilizce, Fransızca kitaplar ısmarlamaya başladım. Bayağı bir sinema kitaplığım oluşmuştu. O zaman yabancı dilim o kadar kuvvetli değil. Okuyarak hem yabancı dilimi hem de sinema bilgimi geliştiriyordum. İkisi birbirini destekleyerek ilerliyordu. Üniversiteye kadar büyük yönetmenler, türler, onların en önemli örnekleri kitaplardan öğrendiğim şeylerdi. Filmleri de geldikçe görüyor, göremediklerimi yabancı dergilerdeki eleştirilerden tanıyordum. Kitaplardan sürekli notlar alıyordum. Düşümcem şu: Doğrudan doğruya sinemayla ilgili temel bilgileri alıp Türk okuruna nasıl sunarız? 1950’lere doğru Vatan gazetesinde başlayan sinema eleştirisi çabalarında Oktay Akbal, Atilla İlhan, Metin Erksan imzaları görülmektedir. Ancak genel olarak sinema eleştirisi diye anlayış yerleşmiş değildir. Böyle bir ortam bir defter aldım. Ben olsam böyle yazarım diye, 1946-47’den itibaren her gördüğüm önemli film için eleştiri yazmaya başladım.”

“1958 gibi Türk sinemasıyla uğraşmaya başladım. O yıllarda yavaş yavaş yapım sayısı artıyor, ortaya bir şey çıkıyor. Filmlerden çok toplumbilimi, ekonomisi ilgimi çekti. Yani bir sinema nasıl şekilleniyor, neyin üzerine oturuyor, kim nasıl kaldırıyor bu kadar şeyi? Aslında seyircinin beğenisi beni hiç şaşırtmıyordu. Her ulus layık olduğu yönetimle yönetilir gibi her seyirci de layık olduğu filmi bulur. Yapıyı, mekanizmayı anlama çabası o mekanizma içindeki insanlarla tanışmayı da getirdi. Halit (Refiğ) İstanbul’a gittikten sonra ben de her tatilde oraya gidiyordum. Sinemacı çevresiyle yakın ilişki kurdum. Bazı filmlerin çekimlerine katıldım. Yapımcılarla, yönetmenlerle tanıştım. Yavaş yavaş Türk sinemacıları ve sinemasıyla ilgili bayağı malzeme birikti bende.”

“1950-60 Türkiye’nin yapım açısından en verimli yılları. Biz 61’deyiz. Bunun arkasına ekleyecek çok az şey var. Önünü de eklersem Türk sinemasının tarihi ortaya çıkar. Böylece on yıllık dönemi genişlettim. Önce kendi içinde… Zaten tanığı olduğum, kişileriyle konuştuğum, olaylarını, kurumlarını bildiğim bir dönem. Benim için önemli olan o on yıl dışında kalan bilgiler. Orada da zaten yapım olarak fazla bir şey yok. Benim önem verdiğim on yılın hikayesiydi.”

Günümüz Türk Sineması ve Film Eleştirisi

“Günümüz popüler filmlerinin seyirciye ulaşmasını Türk sinemasının kitlesiyle buluşması olarak değerlendiremeyiz. Burada tamamen bir sömürme var. Yeşilçam duygu sömürüsü yapıyordu. Bir sene, tarihi filmler moda olurdu, bir sene kovboy filmleri. Bugün de bir film tesadüfen tuttu mu arkasından benzer filmler yapılıyor. O tür filmlerin artmasının, Türk filmlerinin salonlarda yeniden izlenebilir hale gelmesinin, Türkiye’de bir sinema sanayinin kurulmasına katkıda bulunabileceği görüşüne pek katılmıyorum. Bağımsız sinema her zaman her yerde varolmuştur. Bağımsız derken kurulu sanayide, ticari amaca bağlı olmayan filmleri kastediyorum ve sinema tarihinde yer eden filmler de hep onlar olmuştur.”

“Medyanın tutumuna göre daha çok magazin çeşidinden eleştiri, en fazla tanıtım yapılıyor. Çok çala kalem, çok yüzeysel şeyler yazılıyor. Üstelik ciddi ve dürüst bir tutum da yok. Günün gelişine göre ve çalışılan medyanın eğilimine göre… Ciddi bir sinema eleştirimiz yok ne yazık ki. Zaten kendileri de bunun derdinde değil. İnternette dünya kadar malzeme var. Giriyorlar, bilgileri oradan alıyorlar. Yani kendi düşünceleri yok. Türk filmleri üzerine yazılan yazılardan da anlaşılıyor bu.”

Bölümler, İbrahim Türk‘ün Nijat Özön’le 2002’de yapmış olduğu röportajdan alınmıştır. Röportajın ve metnin tamamı Altyazı dergisinin 5. sayısında yayınlanmıştır.

Advertisements
This entry was posted in Serbest. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s